[Flash 9 is required to listen to audio.]

John Lennon - Oh My Love

Kesmeşeker - Duymuştum Şehirdeydim

* sanki ben de bu şarkıyı böyle söylermişim gibi. tek derdimiz aşk demiştin… duymuştum şehirdeydim. öyle dememiş miydin? yanlış mı duymuşum? tek derdimiz aşk demiştin. e, duymuştum. yanlış duymuşum… olabilir.

miki fare ile fazıl say

yirmi iki saattir çizim ve modelleme yaparak nirvana ya da türevlerine ulaşmaca etkinliğim sürüyor. uyumak için döndüğüm yurt odamda kahve içip çizimlere devam etme kararı alıyorum. her göz kırpmamda rüyalarımdan rengarenk bazen de ürkütücü sahneler de bana göz kırpıyor. bir kesişmedir gidiyor. bi’ de stüdyoda fare var! adını ‘mickey’ falan koymadık tabi ki. sadece ‘fare’ diyoruz şimdilik.

bu arada yazdıklarımın fazıl say ile uzaktan hele hele yakından hiiç alakası bulunmamaktadır.

olduramadım tanrım hadi bi’ tur daha!

yaklaşık beş saatlik çizimlerimi kaydetmeden programı kapattım.

dünyanın orta yerinde geri getiremediğim tasarımım için ağlıyorum.

keşke yanımda olsaydın ama iki gözüm kadar eminim sen yoksun.

gökçeada’yı düşünüyorum. fakülte çatısında baileys planlarını düşlüyorum. lennon dinliyorum.

ve çizimlerime geri dönüyorum. benim hala umudum var.

hogwarts’ta mimarlık okumak ve sevişgen dambıldor’un kendini yakan salak anka kuşu hakkında iç acıtıcı biraz da aydınlatıcı bir yazı değildir.

  • “ben biraz bloguma güzel şeyler yaziyim.” diyip feci yorucu final jürisi çizimlerime ara verdim. mesela hogwarts’ta mimarlık okusam maketler için sabahlamama gerek kalmazdı, bi’ asa hareketi her şeyi hallederdi. hem sihir tutardı yapıyı, strüktür derdim de olmazdı, yok betonarmeymiş yok çelik konstrüksiyonmuş yemişim hepsini, her şey asaya bakıyo. mesela bölüm başkanımız güven hoca değil de mcgonagall falan olurdu, gider kritik alırdık “hocam tasarımım güçlü mü diye”, o da yabancı olduğu için benim bu türkçe soruma yanıt veremez belki de dambıldor’la sevişmeye giderdi ama dambıldor eşcinselmiş. bi’ de beslediği bi’ anka kuşu var, arada sinir geliyo kuşa yakıyo kendini. gogol bordello, civil wars, beatles ve daha bi’ sürü güzel insan bana nasıl üniversiteyi hatırlatacaksa dambıldor ve onun ebelek ve bir o kadar da dalyanak okulu da bana lise günlerimi hatırlatacak. bi’ kıza aşık olup on yedi kilo vermiştim lisede. ama bu, bambaşka bir hikaye tabii. geçen gün derste uyandım ve defterimde ‘bayıra çayıra/ çayıra çimene/ bağırasım var’ diye bir söz dizesi buldum. 21 eylül’de beirut istanbul’da, ben de orada olucam. birlikte gittiğim insan mutluluktan havalara uçuyo konsere yaklaştığımız her geçen an! hatta geçenlerde fizik çimlerinde otururken yerden yaklaşık yirmi santim havadaydı!

 işin güzel yanı eylül’ü beklemek. sabırsızlanmak. daha güzel yanı eylül hemen geçse bile hatırladıkça manyak gibi gülümsemek. daha da güzel yanı yeni şeyler beklemek. yeni şeylere gülümsemek.

 *bazen kendimi çikolataya batırılırken çikolatanın içine düşmüş çilek gibi hissediyorum. bugün, yarın ve jüriye kadar her gün…

Tags: 21eylul
*sevmek ne güzel şey!

*sevmek ne güzel şey!

Tags: john yoko

The Doors - People Are Strange

* kafamda milyon tane fikrin uçuşmasına neden olan proje…

The Civil Wars - Kingdom Come

*siz ne tatlı bi’ ikilisiniz öyle!

One Republic - All Fall Down [Live]

*

bir anlık gülümseten

bir anlık gülümseten

‘şuppiluliuma’ diye hitit kralı var

ve bizler sanki tarihte hiç böyle bir kral yaşamamış gibi yaşamlarımıza devam ediyoruz!

lütfen biraz duyarlı olalım. yoksa çok geç olabilir.

Alpine - Hands

*bazı şeylerden rahatsız olanlar izlemesin.

Tags: alpine hands